PERAKENDE SATIŞ MAĞAZALARI ve ZARAR ÖNLEME METOTLARI

Mehmet Ali AKTAŞ -S.M.M.M.- Doktora Öğrencisi

mali@malianaliz.com 

 

            İnsanların sayısal artışıyla birlikte, sosyal, ekonomik, politik ve teknolojik gelişim de buna paralellik arz etmektedir. Söz konusu değişimler çeşitli gereksinimleri de beraberinde getirmektedir.  Bu değişimlerden doğrudan etkilenen büyük perakende satış mağazalarını bunun dışında tutmak olanaksızdır.

 

            Günümüzde ihtiyaç duyulan mal ve hizmetler gibi, bunların  pazarlama yöntemleri de değişmektedir. Küçük bakkal şeklinde isimlendirilen işyerlerinin yerini, bugün süpermarket, grosmarket, hipermarket gibi isimler verilen büyük perakende satış mağazaları almaktadır. Bu mağazalarda satılan mal ve hizmet türü arttıkça, çalışan personel sayısı artmakta, müşteri ile ilişkiler yoğunlaşmakta ve bu gelişmeler yeni riskler doğurmaktadır.

 

Perakendecilik denince, son yıllarda açılan süpermarket yada  hipermarketler  akla gelmemelidir. Geniş bir yelpazedir. Türkiye’de gıda, bakkal, market, konfeksiyon, restoran, mobilya, beyaz eşya, parfümeri, eczane, büfe, kuruyemiş ve fotoğrafçı gibi ayrı perakendeci tipleri mevcuttur ve bu daha da çoğalacaktır.

 

İstanbul Ticaret Odası’nın Alışveriş Merkezleri Derneğinin Yayın Organı olan Arasta Dergisinin Mart-Nisan 1998 sayısının 55’nci sayfasında yer alan bir araştırmasında market türleri ölçüleri göz önüne alınarak bir sınıflamaya  tabi tutulmuştur.[1] Buna göre;

 

Genel olarak alanlar 2500 metrekare ve üstü olanlar hipermarket, 1000 – 2500 metrekare olanlar büyük süpermarket, 400 – 1000 metrekare olanlar küçük süpermarket, 100 – 400 metrekare olanlar süpermarket, 50 – 100 metrekare olanlar büyük geleneksel perakendeci (orta marketleri) ve 50 metrekare den küçük olanlar küçük geleneksel perakendeci olarak tanımlanabilmektedir. (Zet Nielsen-Perakende Sektörü Araştırmaları 1994, 1995, 1996, 1997).

 

            Alımların toptan ve daha ucuz yapılması, satın alma yapılırken daha titiz hareket edilmesi, müşterinin gereksinimini karşılayabilecek malların alınması gibi başarıyı ve verimliliği doğrudan etkileyen unsurlar yönetimde ön plana çıkmaktadır.

 

Personel ve müşteri  sayısı,  mal çeşidi ve alan büyüklüğü arttıkça kayıp ve kaçak olasılığı da artmaktadır. Bu da işletmenin verimini ve başarısını sınırlamaktadır. Bu nedenledir ki; işletmenin aktiflerini korumak, muhasebe ve diğer faaliyetlere ilişkin bilgi ve raporların doğruluk ve güvenilirliğini sağlamak, işletmenin tüm faaliyetlerdeki etkinliğini artırmak, yönetim politikalarına uygunluk sağlamak amacıyla bir kontrol sistemine ihtiyaç vardır.  Bir başka anlatımla işletme verimini artıracak, kayıp ve kaçakları önleyecek, mali bilgilere ulaşmayı sağlayacak bir sisteme gereksinim duyulmaktadır.  Bu sisteme “iç kontrol sistemi” denilmektedir.

 

İç kontrol sistemi esas olarak; işletme varlıklarının korunması işlevinin yerine getirilmesi, mali bilgilerin doğruluk ve güvenilirliğinin sağlanması, kaynakların ekonomik ve verimli kullanımının sağlanması amacına hizmet etmektedir. Sistem; tedarik, ödeme, satış, tahsilat, insan kaynakları ve diğer aşamalardaki riskler dikkate alındığında bir zarar önleme metodu[2] olarak kendisini göstermektedir.

 

İşletmeler büyüdükçe  ve daha karmaşık hal aldıkça iç kontrol sistemine olan gereksinim de artmaktadır. Büyük işletmelerde tepe yöneticilerinin işletme faaliyetlerini doğrudan incelemeleri ve bu faaliyetler içerisinde bulunma olanağı azalmaktadır. İşletme tepe yöneticileri; işletmelerde muhtemel hata, hile, yolsuzluk ve benzeri nedenlerle verimliliği düşürecek veya işletmeyi  zarara uğratacak iş ve işlemlerin önüne geçmek durumundadırlar. Bu nedenledir ki  yöneticiler işletmenin verimliliğini sürekli kılacak hata  ve yolsuzlukları en asgariye indirecek bir iç kontrol sisteminin (Zarar Önleme Metotlarının montesi) kurulması ve işletilmesinden sorumludurlar.

 

 

İşletmelerin bünyelerinde var olan denetim birimleri (teftiş departmanları) ile sunulmakta olan yöntem karıştırılmamalıdır. Denetimde eylemin gerçekleşmesi ve neticesinin resmedilmesi vardır. Oysa Zarar Önleme Metodu olarak adlandırdığımız sistemde eylemin gerçekleşme aşamasında müdahale söz konusudur. 

 

Sonuç olarak;

 

Perakende satış mağazaları ele alındığında risk açısından diğer işletmelerden ayrı düşünmek gerekmektedir. Genel olarak risklerin mevcudiyetinden söz etmekle birlikte perakende satış mağazalarında söz konusu risklerin şiddeti ve önemi farklılık arz etmektedir. Risk, bir başka anlatımla tehlikeler hayatın her aşamasında vardır ve bu değişmez bir gerçektir. İşletmelerin bu gerçeğin dışında kalmaları olanaklı değildir. İşletmelerin  değişik şekil ve farklı oranlarda risk taşıdıkları da aşikardır. Tehlikeler işletmeler varlıklarını sürdürdükleri sürece devam etmektedir. Ancak işletmelerin taşıdıkları risk türleri ve oranları işletmelerin organizasyon yapıları, büyüklükleri, istihdam ettikleri çalışanlarının yapıları ile birlikte faaliyet gösterdikleri sektör ve bulundukları mekana kadar etkili olabilmektedir.

 

Tüm bunlardan hareketle bir işletmede genel deyimi ile İç Kontrol Sistemi bizim deyimimizle Zarar Önleme Metotlarının monte edilmesi ve bir defada doğruyu sunabilecek şekilde çalıştırılması önem arz etmektedir. Bunun için öncelikle risk belirlemesinin yapılması ön koşul olmakla birlikte, gerek yönetsel ve gerekse genel kabul görmüş kuralların göz önünde bulundurulması önem arz etmektedir. Yine sistemin sürekli yenilenebilir olması da olmazsa olmazlar arasında yer almaktadır.



[1] Arasta Dergisi, Alışveriş Merkezleri Derneği, Sayı: Mart-Nisan 1998 s. 55 İstanbul 1998.

[2] Mehmet Ali AKTAŞ - Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü - İşletme Ana Bilim, Muhasebe Finansman Bilim Dalı Yüksek Lisans (Master) Bitirme Tezi.(Yayımlanmamıştır) "Büyük Perakende Satış Mağazalarında İç Kontrol Sistemi" Ankara,2001